Munzur’un Derinliklerinde Saklı Kalan Sır: 4 Yıllık Karanlık Aydınlanıyor mu?
5 Ocak 2020 sabahı Tunceli’de başlayan ve Türkiye’nin adalet arayışında sembolleşen Gülistan Doku vakası, bugün en kritik virajlarından birini dönüyor. Üniversite öğrencisi genç bir kadının hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmasıyla başlayan süreç, sadece bir 'kayıp şahıs' vakası olmaktan çıkıp, yargı, siyaset ve bürokrasi üçgeninde devasa bir toplumsal travmaya dönüştü. Dosyanın en çok tartışılan, ismi fısıltı gazetelerinde en çok zikredilen figürlerinden biri olan Mustafa Türkay Sonel’in tutuklanması ve ardından verdiği ifade, adalet mekanizmasının paslı dişlilerini yeniden harekete geçirdi. Gazetecilik tarihimizin en çetrefilli dosyalarından biri olan bu süreçte, zanlının savunma stratejisi 'kurumsal kimliklerin koruması' ve 'kişisel mağduriyet' ekseninde şekilleniyor.
Mustafa Türkay Sonel’in savcılık ve mahkeme tutanaklarına yansıyan ifadeleri, olayın sadece bir polisiye vaka olmadığını, aynı zamanda bir 'itibar ve güç' savaşına dönüştüğünü kanıtlar nitelikte. Sonel, Doku’yu hayatı boyunca hiç görmediğini, ismini dahi medya yoluyla öğrendiğini iddia ederken, davanın neden kendi üzerine yıkılmaya çalışıldığını çarpıcı bir argümanla temellendiriyor: "Babamın vali olması."
'İsmini Bile Bilmediğim Bir Kız': Savunmanın Anatomisi
Sonel’in ifadesindeki en keskin hat, maktul adayı (hukuken hâlâ kayıp statüsünde olan) Gülistan Doku ile hiçbir bağının olmadığını savunması. Dosyada yer alan ve kendisini olayla ilişkilendiren gizli tanık beyanlarını 'hayal ürünü' ve 'kumpas' olarak nitelendiren Sonel, ifadesinde şu ifadelere yer verdi:
"Hakkımdaki iddiaların asılsız olduğunu, dosyanın hiçbir somut delile dayanmadığını belirtmek isterim. İsmini dahi bilmediğim bir kızın olayında benim ismimin geçmesinin tek sebebi, babamın o dönemde üstlendiği mülki amirlik görevidir. Bu, şahsıma değil, babamın temsil ettiği makama yönelik bir saldırıdır."
Ancak soruşturma birimlerinin elindeki veriler, dosyanın bu kadar basit bir 'husumet' meselesi olmadığını gösteriyor. Gizli tanıkların, olay günü bölgedeki araç trafiği ve şüpheli hareketlilikle ilgili iddiaları, Sonel’in savunmasıyla taban tabana zıtlıklar içeriyor. Müfettişlerin incelediği HTS kayıtları ve baz istasyonu verileri, ifadedeki boşlukları doldurmak için titizlikle analiz ediliyor.
Gizli Tanıklar ve Çelişkili Beyanlar: Kim Doğruyu Söylüyor?
Soruşturma dosyasının can damarını oluşturan gizli tanık beyanları, Mustafa Türkay Sonel tarafından sert bir dille reddedildi. Sonel, bu tanıkların kimliklerinin ve motivasyonlarının araştırılmasını talep ederken, davanın seyrini değiştirecek bir 'algı operasyonu' yapıldığını öne sürdü. Ancak Doku ailesinin avukatları, tanık beyanlarının olay günündeki kronolojiyle uyumlu olduğunu savunuyor. Özellikle Munzur Baraj Gölü çevresindeki hareketlilik, o gün kameralara yansımayan 'kör noktalar' ve kayıp ihbarından hemen sonraki kritik 24 saat, davanın düğüm noktası olmaya devam ediyor.
Gülistan Doku dosyası, Türkiye’de 'cezasızlık algısı' ve 'ayrıcalıklı şüpheliler' tartışmasının merkezine oturmuş durumdadır. Mustafa Türkay Sonel’in 'Vali oğlu olduğum için buradayım' savunması, iki ucu keskin bir bıçak niteliği taşıyor. Eğer iddialar asılsızsa, bu durum mülki idareye yönelik ağır bir itibar suikastıdır. Ancak, eğer deliller zanlıyı işaret ediyorsa, bu durum devletin içindeki 'koruma kalkanlarının' ne kadar derinlere işlediğinin ispatı olacaktır. Gelecek projeksiyonumuz şunu gösteriyor: Bu dava, sadece bir genç kadının akıbetini belirlemeyecek; aynı zamanda Türkiye’deki 'hukuk önünde eşitlik' ilkesinin samimiyet testine dönüşecektir. Kamuoyu baskısı azalmadığı sürece, dosyada hiçbir 'dokunulmaz' alanın kalamayacağı bir sürece giriyoruz.
Doku Ailesinin Çığlığı: 'Sadece Bir Mezar İstiyoruz'
Dosyanın diğer tarafında ise 4 yıldır dinmeyen bir acı var. Gülistan Doku’nun ailesi, Mustafa Türkay Sonel’in tutuklanmasını 'geç kalmış bir adalet adımı' olarak yorumluyor. Anne Bedriye Doku ve abla Aygül Doku, sürecin başından beri bürokratik engellerden şikayet ederek, kızlarının akıbetinin siyasi dengelere kurban edilmemesi gerektiğini vurguluyorlar.
- Baz Kayıtları: Olay günü Munzur Köprüsü ve çevresindeki tüm sinyaller yeniden inceleniyor.
- Bilirkişi Raporları: Su altı arama görüntüleri ve kıyı emniyeti raporlarındaki çelişkiler masaya yatırıldı.
- Yeni Tanıklıklar: Son tutuklama kararının ardından, konuşmaktan korkan yeni tanıkların ortaya çıkabileceği öngörülüyor.
Soruşturmanın Geleceği: Dosya Tozlu Raflardan İniyor mu?
Mustafa Türkay Sonel’in savunmasında dile getirdiği 'komplo' iddiaları, davanın önümüzdeki günlerde daha fazla siyasi tartışmaya gebe olduğunu gösteriyor. Ancak bağımsız hukukçular, bir valinin oğlunun tutuklanma aşamasına gelmesinin, dosyada 'karartılamayacak' kadar güçlü bazı bulgulara ulaşıldığına dair bir işaret olabileceğini belirtiyor. Savcılığın, Sonel’in inkar ettiği tüm noktaları somut verilerle (HTS, PTS ve KGYS kayıtları) karşılaştırması bekleniyor.
Gülistan Doku’nun sarı montunun köprüde bulunmasından bu yana geçen 1500’ü aşkın günde, toplumun vicdanındaki yara kapanmadı. Sonel’in 'tanımıyorum' dediği Gülistan’ın akıbeti, belki de bu inkarın satır aralarında gizlidir. Türkiye, Munzur’un soğuk sularında kaybolan o gerçeğin peşini bırakmıyor. Araştırmacı gazetecilik birimimiz, dosyadaki her yeni gelişmeyi, kapalı kapılar ardında konuşulanları ve adliye koridorlarındaki yankıları takip etmeye devam edecek.




