Vicdanın Sustuğu, Bürokrasinin Konuştuğu Yer: Kahramanmaraş’ın Dinmeyen Sancısı
Türkiye’nin yüreğini yakan o karanlık 6 Şubat sabahının üzerinden aylar geçti; ancak enkaz altından yükselen çığlıklar, Ankara’nın soğuk ve gri koridorlarında yankı bulmakta hala zorlanıyor. Kahramanmaraş’ta bir eğitim neferi, Alparslan Öğretmen ve gözünden sakındığı 8 öğrencisi aynı toprağın altında sonsuz bir uykuya daldı. Bu trajedi, toplumun kolektif hafızasında silinmez bir yara açarken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan araştırma komisyonu haberi bir nebze olsun 'adalet yerini bulacak mı?' sorusunu akıllara getirmişti. Ancak yaptığımız derinlemesine araştırma, bu komisyonun henüz bir 'niyet beyanından' öteye geçemediğini, bürokrasinin hantal çarkları arasında adeta öğütüldüğünü ortaya koyuyor.
"Bir öğretmen sekiz öğrencisiyle aynı çukurda can veriyorsa, orada durup sadece yas tutulmaz; o çukurun neden kazıldığı, o binanın neden kağıt gibi katlandığı sorulur. Ancak görüyoruz ki Ankara'da kalemler, kazmalardan daha yavaş hareket ediyor."
Kahramanmaraş'taki o okulun ve öğretmen lojmanının enkazı kaldırıldı, molozlar döküldü, belki üzerine yeni temeller atılacak. Fakat Alparslan Öğretmen’in ailesinin ve kamuoyunun beklediği o 'sorumluluk' tablosu hala belirsizliğini koruyor. TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulacağı müjdesi verildiğinde, bu durum sadece siyasi bir hamle miydi yoksa gerçek bir hesaplaşma arzusu mu? Elde ettiğimiz son veriler, komisyonun kağıt üzerinde var olduğunu ancak fiiliyatta bir 'hayalet yapı' gibi işlevsiz kaldığını gösteriyor.
Meclis’in Sessiz Odaları: Komisyon Neden Kurulamıyor?
Araştırmacı gazetecilik birimimizin ulaştığı kulis bilgilerine göre, komisyonun kurulacağına dair resmi açıklama yapılmış olsa da işleyişte ciddi bir tıkanıklık söz konusu. Komisyon üyeleri hala belirlenmiş değil. Siyasi partilerin kontenjan dağılımları, kimin başkanlık koltuğuna oturacağı ve çalışma takviminin ne zaman başlayacağına dair belirsizlik, 'Alparslan Öğretmen Dosyası'nı tozlu raflara itiyor. Bir araştırma komisyonunun kurulma süreci normal şartlarda haftalar içinde tamamlanması gerekirken, böylesine hayati bir meselede aylardır somut bir adım atılmaması, kamuoyundaki 'geciktirilen adalet, adalet değildir' inancını güçlendiriyor.
Peki, bir komisyon neden bu kadar kritik? Çünkü bu komisyon sadece binaların neden yıkıldığını değil, o binalara onay veren imzaları, denetimden kaçan müteahhitleri ve ihmaller zincirini 'devlet adına' sorgulama yetkisine sahip tek sivil merci. Alparslan Öğretmen’in ve öğrencilerinin hayatını kaybettiği o yapının ruhsat geçmişinden, beton kalitesine kadar her detay bu masada incelenmek zorundaydı. Ancak bugün geldiğimiz noktada, başkanını dahi seçememiş bir heyetten bahsediyoruz.
İhmalin İsimsiz Kahramanları: 8 Öğrenci ve Bir Başöğretmen
Alparslan Öğretmen, sadece bir kamu görevlisi değildi; o, deprem bölgesindeki çocukların geleceğe dair tek umuduydu. 8 öğrencisiyle birlikte toprağa verilmesi, bir eğitim sisteminin ve denetim mekanizmasının nasıl çöktüğünün en somut kanıtı olarak tarihe geçti. Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, söz konusu binayla ilgili daha önce yapılmış şikayetlerin olup olmadığı, komisyonun ilk incelemesi gereken dosya olmalıydı. Ancak TBMM bürokrasisi, prosedürleri bir kalkan olarak kullanarak süreci zamana yaymaya devam ediyor.
- Komisyonun bütçesi henüz onaylanmadı.
- Üye listeleri partiler arası pazarlıklara takıldı.
- İlk oturum tarihi için hiçbir resmi takvim oluşturulmadı.
- Bölgedeki teknik inceleme yapacak uzman heyet atanmadı.
STRATEJİK ANALİZ: SİYASİ ATALETİN ANATOMİSİ
Türkiye'de meclis araştırma komisyonları, genellikle toplumsal infiali yatıştırmak için bir 'gaz alma' mekanizması olarak mı kullanılıyor? Alparslan Öğretmen vakası, bu sorunun en acı test sahası haline gelmiştir. Analizimiz gösteriyor ki; iktidar ve muhalefet arasındaki denge arayışı, trajedilerin önüne geçmiş durumda. Stratejik olarak, deprem gibi devasa bir felaketin ardından kurulacak her komisyonun 'ucu kime dokunur?' korkusuyla yavaşlatıldığı bir gerçektir. Gelecekte, bu tür komisyonların kurulması için 'otomatik işleyiş' protokolleri oluşturulmadığı sürece, siyasetin hızı mağdurların acısına asla yetişemeyecektir. Alparslan Öğretmen’in dosyası, eğer bugün bir siyasi pazarlık konusu oluyorsa, bu sadece bir yönetimsel zafiyet değil, aynı zamanda bir 'ahlak krizidir'. Önümüzdeki 6 ay içinde bu komisyonun aktifleşmemesi durumunda, dosyanın tamamen 'kapanmış' sayılacağı bir siyasi iklim bizi bekliyor olabilir.
Gelecek Projeksiyonu: Adalet mi, Arşiv mi?
Önümüzdeki süreçte bizi ne bekliyor? Eğer kamuoyu baskısı artmaz ve medya bu konuyu gündemin üst sıralarında tutmaya devam etmezse, Alparslan Öğretmen ve 8 öğrencisinin dosyası, TBMM’nin derin arşivlerinde 'sonuçlanmamış araştırmalar' kategorisine girecek. Araştırmacı gazetecilik ilkelerimiz gereği, bu sürecin her bir aşamasını takip etmeyi bir borç biliyoruz. Devletin asli görevi, vatandaşını sadece hayatta tutmak değil, onun ölümündeki kusurları da en şeffaf şekilde ortaya çıkarmaktır.
Sonuç olarak, Kahramanmaraş'ta toprağa verilen sadece 9 can değildi; orada aynı zamanda devletin denetim gücü, meclisin araştırma iradesi ve toplumun adalete olan güveni de o enkazın altında kaldı. Alparslan Öğretmen’in ismini taşıyacak olan o komisyon raporu yayınlanana kadar, bu dosya bizim için kapanmayacaktır. Sessizliğin, en büyük suç ortağı olduğunu unutmamalıyız.





